Ben , yani sustuğunda kendini erdemli sanan ben. Olayların gerçekliğini araştırırken aslında ne kadar da kör olduğunun farkına varamayan ben. Bugün ahmaklığa son noktayı koyuyorum. Anlamamak için o kadar büyük çaba sergilerken hiç bir gelecekte yanında yerimin olmadığı gerçeğini ; şimdilik susmuyorum.
Susmuyorum bu sefer. Hayır egom değil bu benliğimin önüne geçen bu cümlelerin sahibi. Susmuyorum. Sustukça neler kaybettiğimi gösterdin bana. Evet belki susuyorum hayalini kurduğum yarınlara. Kana kana içmek istiyorum o hülyadan. Ama susmuyorum bu sefer. Susmuyorum çünkü hayaldi gerçeğin katili.
Hayallerime iki el sıkıyorum. Tam kafamın ortasına. Kurmuyorum bundan sonra geleceğe dair düşler. Kendimi kandırmamın ne alemi var ? Alem olmuşken marka sevdalısı yalancı leylalar ve mecnunların dans pisti , alemi yok bu hayalci delikanlı sevdaların.
Doğalgaza zam gelmiş. Elektrik ,su , benzin almış başını gitmiş. Sokakta aç insanlar mı varmış? Savaş kapıya mı dayanmış? Sorgulanacak o kadar çok sıkıntı sorun varken , fırtınayı geçirebilecek bir liman arayan yürek sen ne safsın. Sen belki kilometrelere inat seversin. Belki kilometreler ölçek ayarlarına göre santimlere eşit. Ama hayatın gerçekliği altında ezilirsin. Olmayacak duaya amin demenin ne alemi var?
Belki adam gibi seversin evet. Ama ya sadakat? Sadakatını nasıl ispat edersin farklı enlem ve boylamlarda yaşarken? Yürekten seversin evet. Taa yüreğinin ortasından. Ama nasıl gösterebilirsin telefonun ucundan?
Saf olma. Saf olma ey yürek. Saf olma . Gerçekler ortada.
Sustuğum anların pişmanlığını yaşarken yüreğimde, bir şehri arkamda bıraktım. Ve inat ettim susmamak için o andan sonra. Sonra ne oldu? Sustun yine ey ahmak.
Şimdi son bir veda etmenin vakti. Ahmaklığa, git gel iki bin kilometre yola, belki de yarınlarımdaki gerçek aşka. Şimdi sus ve efendi gibi yol al , onsuz yarınlara...
Elveda...
7 Ekim 2012 Pazar
19 Eylül 2012 Çarşamba
Köküne Kadar Yalnızlık
Yaş yirmi dört.
Sevilmenin ne demek olduğunu öğrenemedim hala
Bilmiyorum hala o hissiyatı.
Ola ki bir gün gözleri görmeyen bir kız severse beni ,
Bilmiyorum ne yapacağımı.
Belki de beni sevilmemeye alıştırdı sevmeye çalıştıklarım.
Adım attığım yaprak döktü ilk baharda.
Oysa Mevlana'ya uymuştu yüreğim ve beynim.
Bir adım atana bin adım atmaya meyilliydi bileklerim.
Olmadı.
Her bir adım , bir uçurum oldu parmak uçlarımda...
Sonra sustu diller
Sonra aktı gözlerden bin derenin suyu.
Sonra kulaklar irkildi sessizliğin sesinde.
Sonra
Sonrası yok hiç bir başlangıcı olmayan tek yönlü duyguların.
Köküne kadar yalnızlık.
Ama öyle bir kök ki ne başı belli ne sonu.
Sustukça uzayan uzun bir yol bu yalnızlık.
Kanayan bir yara
Patlayan bir bomba
Şiddetli bir deprem
Hangi tasviri yaparsam yapayım anlatamaz rededilişlerimi.
Sanki Almanyaya vize alamayan bir gurbetçi yüreğim.
Her defasında yolda kalan bir yolcu
Halbu ki ne alakası var kaportanın motorla.
Kimse iç geçirirken açıp bakmadı içime.
Kimse sormadı ey sefil derdin ne?
Derdim;
Bir zamanlar "Beni de sevecek biri çıkar elbet" derdim.
Derdim bir zamanlar elbet sen de öğrenirsin sevilmeyi.
Derdim sevilmenin ne demek olduğu olmuş benim.
Köküne kadar yalnızlık
Ama öyle bir kök ki ne önü belli ne arkası.
Açar mı goncalar da bir gün ben için?
Yoksa solar mı yüreğim yine yenik bir sevdada..
Sorgular içimi acıtır
Sancılar zaten hiç gitmedi ki.
Kaygılar şöyle dursun hele
Sanrılar beynimin içinde.
Köküne kadar yalnızlık.
Bir elim de kök
Bir elim de gök
Yüreğim kafesinden çıkmayı bekler esir serçe gibi
Satarım bu yüreği yitik esir pazarında
Alan bulunmaz ki...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)